20. YILINDA 28 ŞUBAT YAZI DİZİSİ (4)

AKŞENER: DARBEYİ ÖNLEDİM DERSEM İDDİALI OLUR

28 Şubat sürecinin en simge isimlerinden biri de dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’di. Akşener, dönemin “dik duran” isimleri arasında sayılmış ve bu tutumu taraflı – tarafsız herkesin ilgisini çekmişti.

Evvela Meral Akşener’in 28 Şubat tanımına bakalım:

“Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim, en başında söylediğim gibi yani Doğu Aktolga’nın deyimiyle 28 Şubat için “post modern darbe” denilmesinin sebebi şu: Askeriye, direkt bir darbe değil, direkt bir baskı değil yani gelip bir asker işte silahını şuraya koyup, şunu şöyle yapacaksınız, demiş değil ama medya, sivil toplum örgütleri ve İstanbul, bazı kanaat önderleri, iş adamları, sermaye gruplarının önde olduğu bir manipülasyon ve bir psikolojik atmosfer yaratıldı. Ben samimiyetle kendim için söyleyeyim, bana gelen bir askerin birebir, yüzüme karşı: “Hadi bakalım, şunu şöyle yapın” dediğine hiç şahit olmadım, denmedi bana böyle bir şey ama her gün bir gazete manşetiyle, demin söylediğim gibi “işte bir üst düzey askeri yetkiliden aldığımız bilgiye göre” deyip, kamuoyu nezdinde Refahyol Hükûmeti’nin itibarsızlaştırılması, böyle bir gerilim ve baskı unsuru yaratılması sağlandı.”

Akşener, “28 Şubat MGK’sı” sırasında toplantı salonunda bulunan kişilerden biriydi. Toplantıda, sanılanın aksine hakaretlerin veya ağır sözlerin kullanılmadığını belirten Akşener, o gün yaşananları komisyona şöyle anlatıyor:

“Aynı böyle şeyler olur, mikrofonlar olur, bütün hitaplar Cumhurbaşkanına yapılır. Onun için, böyle kavgalı, dövüşlü anlamında veya birbirinize hakaret eden cümleler olmaz çünkü “Sayın Cumhurbaşkanım” diye söze başlıyorsunuz ama bütün bunlar pişirilerek gelir yani o bürokrasi kısmı. Sonra o baş başa kaldığınız andan itibaren konuşmalar başlar. Orada biraz daha net, biraz daha karşılıklı konuşma ama gene “Sayın Cumhurbaşkanım” diyerek başlayan şeylerdir, sözü Cumhurbaşkanı verir. Dolayısıyla böyle bir sistemi var yani ben şimdi şeyleri görüyorum çok, “işte şöyle hakaret edildi, böyle hakaret edildi rahmetli Hoca’ya” böyle şeyler yok çünkü “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap ettiğiniz zaman size konuşuluyor ama birbirinize söylüyorsunuz. Onun için belli bir nezaket sistemi içinde oluyor, onu söylemek isterim.”

MGK sonrası ortaya konulan metni imzalayıp imzalamama noktasında yaşanan tereddüt ve sonrasında varılan “imzalama” kararını Akşener şöyle anlatıyor:

“Bana da denmişti “Sen imzalamayacaksın.” diye. Samsun’daydım, Sayın Çiller beni aradı, “Hoca imzaladı, sen de imzalayabilirsin.” diye, ondan sonra ben Samsun’dan döndüm, geldim ve imzaladık fakat asıl dediğim gibi yani o karaların içindeki en önemli konu sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve Kur’an kursları meselesi, ona bağlı olarak. Ona yönelik de kamuoyu oluşturuldu o zaman bir yani “hadi, hadi, hadi” şeklinde. Onunla ilgili Refahyol Hükûmeti direndi ve herhangi bir adım atmadı.”

Akşener, kendisi hakkında söylenen “darbeyi önledi” iddialarını da “iddialı olur” diye yorumluyordu:

“Ben o zaman tam kırk yaşındaydım yani tecrübe olarak daha yani tecrübesiz sayılabilecek, genç sayılabilecek bir yaştaydım. Fakat şimdi demin söyledim, tarihçiyim. Tarih ilmî milletlerin, devletlerin hayat hikâyesidir bir tarafıyla. Şimdi, bu Batı Çalışma Grubu bir kere yani hiçbir yasaya ne askerî yasaya ne Anayasa’ya ne normal cari, meri hukuka dayanmayan, kendi kafalarına göre kurulmuş, insanları fişleyen bir çalışma grubu, askeriyenin içinde. Ama bunların görevlendirdiği, görevlendirebilecekleri -onların sonra görevlendirildikleri ortaya çıktı, şimdi yayınlanıyor bazıları- sivil idareden de sivil bürokrasiden de insanların olduğunu görüyorsunuz. İsimler yok orada ama böyle bir şey, öyle bir dosya bu. Şimdi burada bu fişlenmenin anlamı nedir? Yani insanları niçin fişlersiniz? Zabturapt altına almak için, hakkında bilgi şeyi… Hatta mesela çok ilginç: Çevik Bir imzasıyla benim için gönderilmiş bir şey, daha sonra bir karakol… Yani şimdi Çevik Bir’in imzasıyla benim hakkımda bir araştırma yaptırılıyor, fişleme. O oradan oraya gidiyor gidiyor, bir karakol polisine geliyor. Karakol polisi bir rapor yazıyor. Düşünebiliyor musunuz, eski İçişleri Bakanı adına yapılıyor bu iş ve sonuçta, çok ilginçtir o, kayınpederimi babam zannetmiş ve hiç unutmuyorum, kim bilir neler sorulmuşsa yani raporu gördüm ben. Raporda şöyle diyor, işte yani “Ahlaki olarak sorunu yoktur, iyi bir ailenin kızıdır.” Bu iyi aile kızlığı da kayınpederim oluyor. Kayınpederi demiyor, babası İzmit’te tanınan bir esnaftır. Ondan sonra işte şöyle şöyle yani burada tekrarlamaktan hicap duyduğum çok güzel şeyler ama sorulan sorunun karşılığı olduğu için kötü. Yani her bir anlamda soru sorulmuş, nedir, ne değildir, ne bulunacak diye, böyle bir garip şeydi. Ben kendim için görmüştüm. Şimdi, dolayısıyla Batı Çalışma Grubunun deşifre olması, belki Türkiye’de yani darbe çok iddialı olur yani “Ben darbeyi önledim.” dersem hakikaten şimdi benim açımdan iddialı olur. Böyle bir şeye hicap duyarım, bu kadarına ama şunu söyleyeyim: Böyle bir örgütlenmenin gayri yasal olduğunu bildirmek, bunu kamuoyuyla -daha sonra ilerlemiş süreç var- paylaşmak bu oluşumun etkisini… Belki yani biz yıkıldık, Refah-Yol yıkıldı ama sonraki Hükûmet üzerindeki vesayet kurma anlayışını bir ölçüde ortadan kaldırmıştır diye düşünüyorum. Yani çok büyük laf olur darbeyi engelledim demek o anlamda ama…”

O dönem, Akşener’in cinsiyeti üzerinden bir TSK mensubunun yaptığı yorum komisyonda da sorulmuştu… Bu soru ve cevap tutanaklara şöyle yansıyordu:

BAŞKAN – Değerli Başkanım, bu anlattıklarınızın hepsi sizde şahsi bir zorluk meydana getirdi mi? Özellikle bazı basılı yayın organlarında Çevik Bir’in ve Tuğgeneral Çetin Saner’in sizi tehdit ettiğine dair kayıtlar da var. Bu yaptığınız şeyler sizi böyle şahsi tehditlere de muhatap etti mi?

MERAL AKŞENER (İstanbul) – Yani o malum bir konu var. Onu İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Sayın Teoman Ünüsan’la daha sonra ben öğrendim. Sayın Çetin Saner’in bir sofra esnasında konuştukları bir konu o, yani tekrarlamayı sevmediğim, istemediğim bir şey. O zaman ben İçişleri Bakanıydım. Yani ben onu bir ölüm tehdidi olarak algılamadım ama tabii, yani mesela hep merak etmişimdir: “Niye kurşun değil, niye asmak değil de niye öyle bir duygu ve düşünce?” Bu da ayrı bir psikolojik sistemi gösteriyor, yani bir kadına… Yani bir erkek olsaydım herhâlde öldürürüz yani bir kurşun sıkarız, işte bilmem ne olur denirken… Yani onun için, çok çirkin bir hadiseydi o.

Son olarak Meral Akşener’in “28 Şubat Eleştirisi” olarak değerlendirebileceğimiz şu satırları okuyalım:

“Başörtülü başörtüsüzden korkuyordu, başörtüsüz başörtülüden korkuyordu yani biri başının örtüsünün çekileceğinden korkuyordu, birisi de saçının başının yolunacağından korkuyordu. Şimdi, burada bir türlü aklıselimi, sağduyuyu oluşturma konusunda problem yaşadık biz. Bir de ben şunu hatırlıyorum: Yani at izi it izi birbirine karıştı meselesi, sapla samanın birbirinden ayrılması meselesi. Mesela şu olabilir, insanların bundan çekinmesi normal: İşte, 1,5-2 civarında, gerçekten Türkiye’de radikal anlamda, bunun eylemini de koyarak -o günler için bir rejim değişikliğini isteyen insan olabilir ama bu alan o kadar genişletildi ki toplumun büyük kısmı böyle bir şey… Dolayısıyla bu gerildi, gerildi, gerildi, gerildi… Şunu söylediğimi hatırlıyorum: “Cumhuriyet veya demokrasi, laiklik veya din diyoruz, niçin bunun içine ‘ve’yi koymuyoruz? Laiklik ve din, cumhuriyet ve demokrasi, Osmanlı ve cumhuriyet. Yani bunu sağlayamadık. Asıl mevzu bu.”

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.