AKP'nin Kurucu İsimlerinden Ünsal'dan AKP'ye Din Eleştirisi

CHP’nin Çanakkale’nin Kocadere mevkiinde düzenlediği Adalet Kurultayı’nın ikinci gününde, ‘İnançta Adalet’ başlığı tartışıldı.

AKP'nin Kurucu İsimlerinden Ünsal'dan AKP'ye Din Eleştirisi

KHK’yla ihraç edilen Prof. Dr. Cihangir İslam’ın yöneticiliğini yaptığı panelde, AKP kurucularından Fatma Bostan Ünsal, ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, 2 Temmuz Vakfı Başkanı Murtaza Demir, Agos gazetesi yazarı Patrak Estukyan, Cumhuriyet gazetesi yazarı Tayfun Atay, Muhittin Yıldız ve Mehmet Demir konuştu.

CHP’li milletvekilleri ve kurultay katılımcılarının takip ettiği paneli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izledi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları ve CHP’nin ‘inançla ilgili politikalarına’ yönelik eleştirilerini dikkatle dinlediği paneli farklı inançlardan çok sayıda davetli de takip etti.

AKP’nin “dini siyasete alet ettiği” tartışmalarını doğuran politikalarının ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konumunun eleştirildiği panelde söz alan AKP kurucularından Fatma Bostan Ünsal, İslam’da adalet kavramınının hemen ardından eşitlik ve özgürlüğün geldiğini ifade ederek, “Adaletten ne anlamamız lazım? Eşitlik ve özgürlük olması gerekiyor. Özgürlük, yani hürlük. İslam dininde o kadar önemlidir ki hürlük. Hür olmadığı düşünülen köleleri bile özgür insan seviyesine yükseltmiştir. İslam’ın ilk şehidi olan Sümeyye Validemiz köle olmasına rağmen hür insan davranışı göstermiş ve işkence altında can vermiştir” dedi.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün devletin en üst kademesinde olmasına rağmen görev süresince hür insan refleksi gösteremediğini savunan Ünsal, şöyle devam etti:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin en itibarlı kurumunda bulunan Abdullah Gül’e gelelim. O, istemediği bir yasa önüne geldiğinde, hür insan davranışı gösterememiştir. Katılmadığı bir teklifi, yeniden görüşülmesi için veto edememiştir. Hür bir insandır ancak irade gösterememiştir. Anayasa Mahkemesi üyeleri, AYM’nin 1991 yılındaki KHK’larla ilgili inceleme yetkisini destekledikleri halde, bu dönemde OHAL ve KHK’larla ilgili denetim yetkileri olduğunu söyleyememişlerdir. Yani hür insan davranışını gösterememişlerdir.”

“Kuran, Müftü Nikâhını, Evrimin Müfredattan Çıkarılmasını Emretmez”

Panele katılan Antikapitalist Müslümanlar grubunun kurucusu, ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, çok alkış alan bir konuşma yaptı. “Adalet yoksa din de yıkılmıştır. Kuran, devlet adamının namaz kılmasını, başını örtmesini, müftü nikâhı kıymasını, evrim teorisini kitaplardan çıkarmasını söylemez” ifadeleriyle konuşmasına başlayan Eliaçık, sözlerine şöyle devam etti:

“Kuran, iftira atmayacaksın, öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, taciz ve tecavüzde bulunmayacaksın der. Bir devlet adamı cekediyle gelip cekediyle gitmelidir. Tıpkı Hz. Peygamber gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi.”

“Dini İyi Bilmezseniz O Harami Saltanatı Yıkamazsınız”

“Sizler eğer iktidara talipseniz, siyaseti onlardan daha bilgili, hoşgörülü, geniş yürekli olduğunuz gibi onlardan daha iyi dini de bilmeniz gerekir. Eğer inanıyorsanız onlardan Allah’ın dinini almanız gerekir, eğer inanmıyorsanız da dini daha iyi bilmeniz gerekir, aksi takdirde o harami saltanatı yıkamazsınız. Adaleti kendimiz için değil herkes için isteyelim. Müslümansanız Hıristiyan için, Süryani için adalet isteyin. Türkseniz Kürt için adalet isteyin. Aleviyseniz Sünni, Sünniyseniz Alevi için adalet isteyin.”

Estukyan: Mevzumuz Adaletse Bunu Dinden Beklemeyelim

“Din ve adaletin yan yana düşünemediği kavramlar” olduğunu kaydeden Agos gazetesi yazarı Patrak Estukyan ise “Adalet yapısı gereği kapsayıcıdır. Adil olmak, hakkaniyetli olmak, herkese yönelik bir yaklaşımdır. Dinler ise bizatihi bölücüdürler. Kendinden olmayanları münafık, zındık, gâvur diye tanımlayan anlayışlardır dinler” diye konuştu.

Dini “insani bir buluş” olarak nitelendiren ve insan aklının, soyutlama kavramının gelişmesiyle birlikte semavi dinlerin ortaya çıktığına dikkat çeken Estukyan, şöyle devam etti:

“Öncelikle kurduğumuz dine inananları yanımıza, inanmayanları karşımıza aldık. Semavi dinlerin her biri tepki olarak kuruldu. Firavunun zulmüne karşı Musa bir yol aradı, Romalıların zulmüne karşı İsa bir yol aradı ama iktidar olanağını buldukları anda zulüm üreten bir hâl aldılar. Bir tek Aleviliği dışarıda bırakabiliriz, çünkü onlar iktidar oluşturamadılar. Yahudiler yüzlerce yıl mazlum bir halk olarak Hristiyanların ve Müslümanların nefretlerini üzerlerinde taşıdılar ama bu, özgür bir devlet kurdukları an sona erdi. Bugün, aynı zulmü onlar uyguluyorlar. Demek ki din ve siyaset arasında adalete engel olan bir ilişki var.

Mevzumuz adaletse dinden adalet beklemeyelim, dindarlara adaleti nasıl götürebileceğimizi konuşalım. Dinler için yadsıyıcı tüm bu sözlerime karşı, inanan insanlara karşı yadsıyıcı olmayı asla düşünmem, içimden geçirmem, kendime yakıştırmam. Allah korkusu doğanın en değerli dışa vurumlarından biridir çünkü isterseniz putperest, isterseniz Müslüman, isterseniz Hrıstiyan olun. Çocuğunuz hasta olduğunda sığınabileceğiniz tek kelime ‘Allah korusun’dur. Bu hangi dilde söylenirse söylensin eşit yaklaşmak ve tüm inananları kucaklamak zorundayız. Ama dinler iktidar olduklarında bu eşit kucaklamayı asla başaramıyorlar.”

Tayfun Atay: İnançta Adaletin Tek Yolu Laiklik

Panelin başlığı “İnançta İslam” olmasına rağmen konuşmaların İslam ve ona referansla tanımlanan Alevilikle sınırlandığına dikkat çeken Cumhuriyet gazetesi yazarı ve doktorasını Nakşibendilik üzerine yapan antropolji profesörü Tayfun Atay ise “laiklik” vurgusu yaptı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, laik bir ulus devlet olan Türkiye’de varlığını mümkün kılmak için karşılaştırmalı din incelemeleri gibi bir motivasyonla hareket ediyor olması gerektiğini ifade eden Atay, özetle şunları söyledi:

“Diyanet, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi din kurumu. Eğer laik bir toplumdan, devlet ve hukuk anlayışından söz edeceksek, Diyanet’in, bir tek mensubu olan inanca bile milyonlarca mensubu olan inanç kadar eşit ve tarafsız bakabilmesi gerekir. Böyle bakamadığınız, çoğunlukçu bir yaklaşımla hareket ettiğiniz zaman belli bir dini benimsemiş olursunuz, yakınlık gösteren devletten çıkması sağlanmış olur. Tek çözüm, inançta adaletin sağlanmasının tek yolu laiklik. Laiklikten başka farklı inançların yer aldığı bir toplumda inançta adaleti sağlamanın imkânı yok. Laikliğin kökenine gittiğimiz zaman ‘din-devlet işlerinin ayrılması’, ‘devletin, hukuk sisteminin dinden bağımsızlaşması’ ilkesinin yanı sıra asıl vurgunun farklı inançların olduğu bir ortamda toplumsal barış arayışında ortaya çıktığını görebiliyoruz.”

“Türkiye’de Biraz Nefes Alıyorsak Laikliğin Kırıntısı Olduğu İçindir”

Laiklik konusunda Türkiye’de kafaların çok karışık olduğunu ifade eden Murtaza Demir de, “Laikliği kurumsallaştıramazsak, modern, çağdaş bir devlet olamayız. Din kamusal bir iş değildir, inanç devletin görevi olamaz. İnanç, kişiyle tanrı arasındaki ilişkidir; kişi inancıyla ilgili sadece tanrıya karşı sorumludur. Din meselesini ne kadar tartışırsak, idarenin içine ne kadar yerleştirirsek problemlerimiz de o kadar artıyor. İslam coğrafyasına baktığımızda hiçbirinin laik olmadığını ve birbirini boğazladığını görüyoruz. Biz nefes alıyorsak, Ortadoğu’ndan insanlar canlarını kurtarmak için kendilerini buraya atıyorsa, bu hiç olmazsa laikliğin kırıntısı olduğu içindir. Laiklik, dudak büküp geçilecek bir mesele değildir. Bunu köy köy, kapı kapı dolaşarak anlatmamız gerekir” dedi.

“Alevi Bektaşiler olarak devletten herhangi bir bütçe talep etmiyoruz. Cami gibi, cemevinin de devlet tarafından yapılmasını uygun bulmuyoruz. Eğer sizin ibadethaneye ihtiyacınız varsa, bunun bedelini ödemeniz gerekir” diyen Demir, aksi halde laiklik karşıtlığının körükleneceğini ve büyütüleceğini savundu.

Cihangir İslam: Bu Masada Oturduğumuz Gibi…

“İster İslam, ister Marksizm, hatta Kemalizm olsun; bunları takip etmek insanları otomatikman ahlaklı yapmıyor. Burada irademiz çok önemli. Biz bu masada oturduğumuz gibi ülke sathında da bir arada yaşama iradesini ortaya koyabilirsek umutlu olabiliriz.

Aliya İzzetbegoviç, “İslam’da dogma yoktur’ der ve sadece şu iki şeyin mevcut olduğunu söyler: Allah’ın birliği ve insanların eşitliği. İnancımız ne olursa olsun insanların eşitliği ilkesini bir zemin olarak tutarsak, bunun üzerinde ilerlersek yol alabiliriz. AK Parti iş başına geldiğinde yazdığım bir yazıyı hatırlıyorum. Laikliğin amacı kutsal olan şeyleri yeryüzünden silmek miydi, yoksa inanç grupları arasında, devletle mesafeli bir şekilde insanların baskı görmeden hayatlarını devam ettirmelerini sağlayan bir ilke miydi?”

“Birbirimizin Güvencesi Olduğumuz Gün Bu Ülkenin Önü Açılacaktır”

“İnsanları herhangi bir dine zorlamanın iyi bir şey olmadığını, dinin herhangi bir din ya da ideolojiden yana olmayacağını, devletin dininin adalet olması gerektiğini görebiliriz. Laiklik, mutlaklaştırmanın sigortasıdır. Demokrasiye baktığımızda ise onun da tahakküm kurmamanın sigortası olduğunu görüyoruz. Bizim çoğulcu demokrasiden başka çaremiz yoktur. Sonuna kadar hak mücadelelerini desteklemeliyiz ama birbirimizin güvencesi olduğumuz gün bu ülkenin önü açılacaktır.”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.